Make your own free website on Tripod.com
 


KITAP DUNYASI

A B C Ç D E F G H I J K L M N O Ö P Q R S T U Ü V W X Y Z


DETERING DEMOCRACY

Noam CHOMSKY- 1991

Demokrasi Gerçek ve Hayal – Pinar Yayinlari-1995-266 syf.

Ekonomik düzen üç kutuplu, fakat askeri düzen tek kutupludur . Birleşik devletler, küresel ölçekte askeri güç uygulama istek ve potansiyeline sahip biricik varlıktır.

Hitler dahil olmak üzere dünya meselelerinin çözümünde aktif olarak rol almak isteyen her oyuncunun , şiddet ve cebir kullanmak yerine diplomatik yolları ve uzlaşma arayışlarını tercih eder görünmelerinin gerçekleri gizlemek amacından öteye gitmediğine , takkenin çok geçmeden düşüp kelin göründüğüne şahit olmaktayız

Bu hesaba göre biz güney Vietnam’ı işgal ederken önümüzdeki alternatif yollar mevcut değildi. Bu işgale elemiz mahkum idi. 1954’te Guatemala’nın demokratik kapitalist hükümetini devirip o günden bu yana ülkenin yönetimini eli kanlı katillere bırakırken de 1960’tan bu yana Küba’da ve 1980’den bu yana Nikaragua’da tarihin tanık olduğu en kanlı terörist operasyonları yürütürken de Numumba’yı öldürmenin ve yerine bal değil ama kan damlayan Mobutu’yu getirmenin yollarını arayıp bulurken de ve nihayet Trujillo, Somoza , Marcos, Duvaliye , G.Kore’nin generalleri , Suharto , G.Afrika’nın ırkçı yöneticileri ve daha nicelerine arka çıkarken de önümüzde başka seçenek yoktu.

California valisi Peter Burnett 1851 senesinde yaptığı yıllık olağan konuşmasında şunları söylemektedir:” Kızılderililerin tamamı yok edilene kadar bu soykırım sürdürülecektir. Bizim üzülmemizin bu sonucu hüzünle karşılamamızın sonuca etkisi olmayacaktır. Bu , ırkın kaderidir ve değiştirebilmek bizim gücümüzün dışındadır.” Walt Whitman ise insanlığın selameti için Meksika'nın ABD tarafından işgal edilmesinin gerekliliğini vurgulamakta,” Yeteneksiz Meksika halkının yeni dünya düzeninde ellerindeki topraklara sahip olabilmelerinin mümkün olmadığına “ işaret etmektedir.”Bizim bu toprakları fethetmemiz insanlığın mutluğuna etki eden faktörlerin ortadan kalkmasına sebep olacaktır.

Yabancı güçlerin ABD 7nin güvenliğini tehdit ettiğine üçüncü dünya ülkelerinin insanlarını inandırmak giderek güçleşmiştir.Kennedy yönetimi 1961 senesinde Küba'ya diğer uluslarında işbirliği ile saldırmak istediğinde Meksikalı bir diplomat 2 Küba'nın güvenliğimiz için açık bir tehdit olduğu iddiasında bulunursak kırk milyon Meksikalı gülmekten katılır” demiş, Washington'a destek verilmemiştir.

Mussolini'nin siyah gömleklileri problemi şiddetle çözmüşlerdi. Ekim 1922 de Mussolini'nin yönetimi altında gerçekleştirilen ve İtalya'da demokrasinin ölümü ile sonuçlanan roma yürüyüşünü tasdik eder bir hava içinde izleyen ABD'nin roma büyükelçisi “bir genç devrimi gerçekleştirildi demekteydi....elçi raporunda , Faşizme atıfta bulunmakta “beyinsiz halk sürülerinin kahramanlık türkülerinin rüzgarına kapılıp dramatik bir tarzda sürüklendiklerinden” bahsetmekteydi. Faşizmin karanlıkları İtalya'nın üzerine çökerken Washington’un ve iş adamlarının yardımları da artmaya başladı.

Meksika devrimi ve ekonomik nasyonalizme yönelmiş adımları Washington’da gözlerin açılması ve kulakların dikilmesi sonucunu doğurdu .Meksika anayasasının yirmi yedinci maddesi özellikle doğal kaynakların işlenip geliştirilmesinde devlete görev veriyordu ve ekonominin yönetilmesinde devleti özel sektörün önüne koyuyordu.Özel mülkiyetin gerektiğinde kamu yararı için devletleştirilmesine için olanak tanımaktaydı.

Bolşevik tehdidin dünya genelinde kapitalist düzenin hayatiyeti için oluşturduğu tehlike bağlamında yorumlanıp değerlendirilen sosyal değişiklik ve ekonomik nasyonalizm belalarını defedebilmek için Birleşik devletler yönünü, diktatörlere ve tiranlara çevirdi. Bunda , bu yolda bazı faşist modellerin elde ettiği başarının rolü oldu. Venezüella çarpıcı bir örnek oluşturmaktaydı.Ülke yönetimini eline geçirmiş bulunan despot yönetici Gomez ile Washington’un arası gayet iyiydi. İnsan hakları için verilen savaşta Gomez Almanya'nın yanında yer alınca araya kara kedi girdi. Başkan Wilson, Gomez'in yolsuzluklarına, despot yönetimine daha fazla tahammül gösteremeyeceklerini söyledi. Diğer Latin Amerika ülkelerinde var olan ve ABD'nin çıkarlarına ters düşen ekonomik nasyonalizm ve radikalizm tehlikelerinin ülkesinde boy atmasına fırsat vermeyen Gomez tekrar Washington’un gözüne girmeyi başardı.Dışişleri bakanlığının 1929 da yayınlanan bir raporunda “Venezüella halkının kendi siyasi ve iktisadi çıkarlarıyla ilgili kararları sağlıklı bir tarzda verebilecekleri güne kadar demokrasiden uzak tutulmasında , bir diktatörün koruyucu ve kollayıcı kanatları arasında gelişmesinde yarar olduğuna “ işaret edilmektedir.

Savaş (Soğuk savaş) boyunca ABDli planlamacılar “Büyük Alan” kavramını geliştirdiler.”Büyük Alan “ dan kasıt ABD'nin çıkarlarına zarar gelmeden işlerin yürütülmesini mümkün kılacak bir bölgenin belirlenmesi ve kontrolünün ele geçirilmesi idi.Başlangıçta Büyük Alanının Almanya’nın nüfuz alanı dışında kalan Uzak Doğu , eski Britanya imparatorluğunun boşalttığı bölgeler olarak belirlenen sınırları , zaman içinde değişikliklere uğradı.Batı yarım küre ile işbirliği öngörülmekte , Latin Amerika ve Pasifik doğal nüfuz alanları olarak değerlendirilmekteydi. Abe Fortas bu gelişmelerin gerekçesini şu cümlelerle özetlemekteydi: “ Yapmak istediklerimiz , dünyanın güvenliğini sağlama sorumluluğumuzun doğal neticeleridir. bizim için iyi olan dünya içinde iyidir.”Gelişmeler İngilizlerin hoşuna gitmiyordu. Amerikanın çıkarlarını her şeyin önünde gören , iyilik sever amca havalarında işini yürüten ve İngiltere'ye dirsek çıkıp sofradan uzaklaştıran ekonomik emperyalizm Londra tarafından şiddetle kınandı. Almanyanın da saf dışı bırakılabileceğinin anlaşılmasından sonra Büyük Alanın sınırları tekrar gözden geçirilip genişletildi. Bu planlar büyük bir başarı ile hedeflenen bölgelere uygulandı.

İnsani boyutları pek cüce olan ama yaptığı işte pek mahir bulunan planlamacılar , bu gerçekleri itiraf etmekten çekiniyordu değildiler. Bunlardan biri olan Dean Acheson şunları söylemekteydi: “ Eğer Formoza'da başarılı olmayı istiyorsak adayı kıtadan ayırmak niyetimizi saklı tutmalıyız. Eğer askeri müdahalede bulunmak durumundaysak bunu Birleşmiş Milletler kılıfı altında yapmalıyız. Formoza halkının self-determinasyon haklarını hararetle destekliyor gözükmeliyiz.

(Bruce Cumings tarafından zikredilmiştir. Power and plenty in Norteast asia World policy journal , Kış 1987-88) İran'da muhafazakar milliyetçi parlamenter rejimin CIA tarafından desteklenen başarılı bir darbe sonucu yıkılıp Musaddık’ın iş başından uzaklaştırılmasından sonra Şah dönemi tekrar başlatıldı, daha önce İngiltere’ye ait bulunan İran’ın petrol gelirlerinin %40’lık kesimi ABD’ne devredildi. New York Times gelişmeleri “iyi haber doğrusu “ başlığıyla değerlendirdi.

ABD , yardım programları altında yerel halka karşı kullanmak üzere yerel polis örgütlerini güçlendirmektedir. Gerekçesini Dış İşleri Bakanlığı şöyle açıklamaktadır.”Polis,halk arasındaki hoşnutsuzlukların tespitinde , hükümetlerin iradelerini çoğunluğa kabul ettirmesinde birinci derecede rol oynamaktadır.

On sene önce İsrail’in kazandığı askeri başarılar, bölgede, Türkiye’den sonra ikinci askeri güç olarak vasıflandırılmasına vesile olmuştur.

Latin Amerika’ya Almanya ve Japonya'nın daha fazla girer olması, arka bahçemizdeki durumumuzu da bozmuştur. Japonya bölgedeki yatırımları , özellikle Meksika ve Brezilyada artırmaktadır.Japan economic journal de çıkan şu satırlarda ilginizi çeker sanırım: “ABD , batı ittifakının lideri olma konumundun sıradan bir güç olma durumuna sürüklenirse Japonya’nın bu gerçeği görüp değerlendirmesi kaçınılmaz olacaktır”

Bir başka faktör ise Doğu Avrupa’nın Latin Amerikalılaştırılması projesiydi.New York Times da çıkan bir makalede şu satırlara rastlamaktayız. “ Çoğu ABD şirketleri, Sovyetler birliğini ve doğu Avrupa'nın kapılarını bizlere açan ülkelerini kendileri için Pazar veya ucuz işgücü temin edebilecekleri bir kaynak olarak görmektedir.bir sonraki aşamada beyin göçü olgusunu başlatmak niyetindedir. Böylece bedelini Üçüncü Dünya ülkelerinin ödediği , ışığının batıyı aydınlattığı bir kaynağa ulaşmış olacaktır.

Passal bahsi olarak bilinen bir çeşit bahisle yüz yüzeyiz: “En kötüyü düşün, o sana gelecektir; kendini adalet özgürlük yolunda verilen mücadeleye ada , davan kesinlikle arzu ettiğin noktaya doğru gelişecektir.

Bu meselelerin pek geniş ölçekli beşeri sonuçları vardır, bu nedenledir ki tarafsız bir gözle incelenmelerinde zaruret vardır.Her şeyden önce Reagan, Schultz, Bush kelimelerinin yaptığı çağrışımları, gözler önüne getirdiği kanlı tabloları bir yana bırakmamız gerekecektir. El Salvador ve Guatemala’da işkence görmüş, kan göllerinde boğulmuş on binlerce insanı, Nikaragua’da açlıktan ölen binlerce yavruyu, hastalıklara ve yoksulluklara yenik düşüp hayatı sönen onca insanı gözünüzden ırak tutmanız gerekecektir.(135-136) Mart 1969’da başlayan ve nisan 1975’e kadar süren ve CIA’nın elindeki verilere göre 600.000 kişinin ölümüne sebep olan ABD bombardımanlarından ise söz edilmemektedir.

Reagan’ın görevi tebessüm etmekti, tatlı-yumuşak bir sesle teleprompterden geçen yazıları okumaktı. Fıkra anlatmak, dinleyicileri uyutmaktı.en büyük başarısını eline tutuşturulanları okurken göstermekteydi ve hizmetinde oldukları da kendisine iyi bakmaktaydı doğrusu. Reagan bu işi başarıyla senelerce götürdü. Hizmet ettiklerini hoşnut etti, iktidarın keyfini hakkıyla çıkardı.Patronları El Salvador’da binlerce insanın öldürülmesi; on binlercesinin evinin yıkılmasını uygun görmüşler ise aksine davranabilmek Reagan’ın haddine düşmüş bir iş değildi. Hiç kimse bir aktörü ağzından dökülen sözlerden dolayı kınayamaz. Reagan yönetiminin politikalarından söz ederken Reagan ve arkadaşları tarafından değil ama Reagan’ın efendileri tarafından oluşturulan politikalardan söz etmekte olduğumuzu bir kez daha vurgulayalım.Reagan’ın asli görevinin halkla ilişkilerde kullanılan bir öğe olmanın ötesine geçemediğini önemle belirtelim.

George Kennan, ABD’nin Japonya’nın petrol ihracatını kontrol altında tutmasını, böylece Tokyo üzerinde veto gücünü elinde bulundurmasını tavsiye etmiştir. Tavsiyeye uyulmuş, yararları görülmüştür savaş sonrası dönemde ABD’nin Orta doğu petrolleriyle bu denli yakından ilgilenmesinin temel sebeplerinden biri de işte budur. Japonya’nın Ortadoğu meselelerinde ABD’nin peşine takılma hususunda yeterince istekli davranmayışının sebeplerinden biri yine bu durumdur.

(İtalya) Vatikan “1948 seçimlerinde her kim komünist Partiye oy verirse dinden imandan çıkacaktır” diye fetva verdi.Hıristiyan Demokratları “ O con cristo o contra cristo” ( Ya İsa ile, ya İsa’ya karşı) sloganı ile destekledi ; Bir sene sonra Papa Pius, İtalyalı komünistlerin tamamını aforoz etti.

Standart bahanenin (S.S.C.B.) ruhunu teslim etmesinden sonra evdekileri korkutmak için Kaddafi’nin uluslararası teröristleri, Sandinistaların Teksas’a yürüme hazırlıkları yaptığı hikayesi, Grenada’nın ticaret filolarına saldırmaya niyetlendiği senaryosu, Noriega’nın emrinde çalışan eroin tacirlerinin ABD gençliğini zehirleyerek geleceğini kararttığı yolunda hayali haberler, öfkesinden deliye döndüğü söylenen Araplar ve en s5n olarak Bağdat canavarı Saddam Hüseyin malzeme olarak kullanıldı. 06.04.2004

 

   

 

 

 

 

 

 


Copyright © 2004 Avrasya Toplulugu. All right reserved.
Designed By Vazha Devadze